| | Üretsiz Blog oluştur

harun26

DENGELİ BESLENME ÖNEMİ

00498243 Giresun İl Sağlık Müdürü Dr. Cengiz Cindemir, yetersiz ve dengesiz beslenen çocukların bedensel ve zihinsel gelişimlerinin geri kaldığını, sağlık sorunlarının ise ağır ve uzun sürdüğünü söyledi.


Türkiye'de beslenme sorunlarının başta gelen nedenlerinden birinin toplumun beslenme konusundaki bilgi düzeyinin yetersizliği olduğunu belirten Dr. Cengiz Cindemir, toplumda beslenme sorunlarının önlenmesinde alınması gereken önlemlerin başında, beslenme konusunda toplumun bilinçlendirilmesi, bilgi düzeyinin artırılmasının geldiğini kaydetti.


Yetersiz ve dengesiz beslenen çocukların, bedensel ve zihinsel gelişimlerinin geri kaldığına, sağlık sorunlarının ise ağır ve uzun sürdüğüne dikkat çeken Dr. Cindemir şöyle konuştu:
“Yeterli ve dengeli beslenme bireylerin sağlığının korunması ve geliştirilmesinde önemli rol oynayarak daha kaliteli bir hayatın sürdürülmesini sağlamaktadır. Yeterli ve dengeli beslenme vücudun ihtiyacı olan enerji ve besin öğelerinin her gün ihtiyaç duyulan miktarlarda alınmasıdır. Vücudun ihtiyacı olan enerji ve besin öğeleri besinlerimiz aracılığı ile vücudumuza alınmaktadır. Besinler yeterli ve dengeli beslenme için dört gruba ayrılmıştır.

Bu dört besin grubu et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri, sebzeler ve meyveler ile ekmek ve tahıllardır. Süt ve süt ürünleri grubunda yoğurt, peynir ve süt tozu gibi sütten yapılan besinler yer almaktadır. Bu besinler protein, kalsiyum, fosfor, B2 vitamini ve B12 vitamini olmak üzere birçok besin öğesinin önemli kaynağıdır. Çocuklar, gençler ve yetişkinler olmak üzere tüm yaş gruplarının bu grubu her gün tüketmesi gerekir. Özellikle çocukluk ve gençlik dönemlerinde süt içme alışkanlığının kazanılmasına özen gösterilmeli, çocuk ve gençler, bu besinleri her gün önerilen miktarlarda tüketmeleri için teşvik edilmelidirler.”


Yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığının çocukluk döneminde kazanıldığını vurgulayan Dr. Cindemir, büyüme ve gelişme çağında olan çocukların süt ürünlerini tüketerek büyümesinin ileri yaşlarda görülen osteoporoz (kemik erimesi) hastalığından korunmada da çok önemli olduğunu ifade etti.

DENGELİ BESLENME

SAĞLIKLI VE DENGELİ BESLENME NEDİR VE NASIL SAĞLANIR?
1) NEDÎR?
insan vücudunun normal çalışabilmesi, sağlıklı ve düzenli bir yaşam için gerekli olan enerjiyi besinlerden sağladığını söylemiştik. Ancak, her insanın da aynı mik­tar enerjiye ihtiyacı olmadığını da belirtmiştik. Demek oluyor ki, her kişinin kendisine göre günlük enerji ih­tiyacı vardır. Birisi için normal ve yeterli olan enerji, diğer bir kişi için çok veya az olabilir. Şu halde, kişinin günlük enerji ihtiyacı, o kişinin boyuna, kilosuna, günlük yaşamına, iş ve çalışma haya­tına göre hesaplanır. Günlük kalori ihtiyacı nasıl sap­tanır sorusunu daha etraflı olarak kitabımızın 8′inci bö­lümünün «önerilerimiz» kısmında ele alacağız.
Enerji açısından yetersiz bir beslenme, insanı yal­nız zayıflamaya değil, aynı zamanda birçok komplikas-yonlara ve hastalıklara götürür. Beslenme yetersizliği ani ve birden başlarsa, örneğin bir açlık grevine başlan­dığında, kısa zamanda ağır bir tablonun ortaya çıkması­na sebep olur. Diğer taraftan, beslenme yetersizliği ne kadar zararlı ise, aşırı beslenme ve enerji fazlalığı da o kadar zararlıdır. Çünkü, aşırı beslenme kişiyi şişmanlı­ğa götürür. Ne var ki, aşırı beslenme, bilerek veya bil­meyerek, iki şekilde yer alabilir.
Birincisi, vakitli vakitsiz her şeyden fazla miktarda yemekle meydana gelebilir, ikincisi ise, bazı yemekleri diğerlerinden ‘fazla yemekle kendini gösterir, örneğin, fazla yağlı veya fazla şekerli maddeler yenerek. Her iki şekilde aşırı beslenme evvela şişmanlığa ve sonra da, da­ha önce de belirttiğimiz gibi çeşitli zararlara ve hasta­lıklara neden olur.
Şu halde, dengeli beslenme deyince, konuya geniş bir açıdan bakmak gerekir.
insan vücudunu bir fabrikaya veya bir otomobile benzetmiştik. Bir fabrikanın enerji dışında diğer temel maddelere veya bir otomobilin yürüyebilmesi için nasıl yalnız benzine değil aynı zamanda yağ ve suya da ih­tiyaç varsa, vücudun tüm fonksiyonlarını normal olarak yapabilmesi için de yalnız enerji yeterli değildir, daha birçok kalori vermeyen ve sözünü ettiğimiz vitaminlere ve minerallere de ayrı ayrı ihtiyaç vardır. Nitekim, den­gesiz ve yetersiz beslenmenin uzun sürdüğü bölgelerde, savaşlarda veya ülkelerin ekonomik sıkıntılarında, gerek çocuklarda ve gerekse yetişkinlerde çeşitli hastalıkla­rın meydana geldiği görülmüştür.
Daha önce de belirttiğimiz gibi enerjiyi, değişik oranlarda olmak, üzere, üç ana besin grubu (proteinler, karbonhidratlar ve yağlar) sağlar. Bu görüşe göre, bir insanın devamlı olarak günîük enerji ihtiyacını bunla­rın birinden veya ikisinden karşılamak ve diğer grup ve­ya gruplardan almamak teorik (nazarî) olarak mümkün görülürse de, yapılan çalışmalar ve araştırmalar bunun çok yanlış ve hatta zararlı bir uygulama olduğunu ka­nıtlamıştır. Örneğin, gerektiğinden fazla karbonhidrat ve özellikle şeker alınması şişmanlığa ve şeker hastalığına neden olurken, yağların fazla alınması da yine şişman­lığa, safrakesesi hastalığına ve damar sertliğine sebep olmaktadır. Şu halde, günlük gerekli kalori ihtiyacı orantılı olarak her üç ana gruptan sağlanmalıdır.
Bugün modern beslenme tekniğine göre, normal ve dengeli bir beslenme için enerji ihtiyacı, azar da olsa üç ana gruptan karşılanmalıdır. Bilginlere göre, sindirimin normal olabilmesi, organ ve sistemlerin fonksiyonlarını tam yapabilmeleri için, değişik oranlarda da olsa, her üç ana gruptan yiyecekler, beslenmede yer almalıdır. Yine bu bilginlere göre, normal bir kişinin günlük kalori ih­tiyacının % 15′ini proteinlerden, % 60′mı karbonhidrat­lardan ve %% 25′ini de yağlardan sağlanmalıdır.
Bununla beraber, zayıflama rejimlerinde —kuşku­suz şişmanlık derecesine göre — veya şeker, kalp, da­mar, karaciğer veya böbrek hastalıkları gibi özel rejim­ler, gerektiren hallerde bu oranlarda değişikliklerin yer almaları normal ve zorunlu kabul edilmektedir.
Yağlar ile ilgili bir noktayı açıklığa kavuşturmak gerek. Bazı insanlar sabah kahvaltılarında veya öğlen veya akşam yemeklerine başlarken (ki bu gelenek da­ha ziyade lüks lokantalarda yer almaktadır) tereyağı yemezler ve kendilerinin yağ yemediklerini sanırlar ve savunurlar. Oysa, bu kişiler, yağ almaktadırlar. Şöyle ki, gözle görünmeyen yağlar etlerin ve balıkların lifleri arasında mevcuttur, kuşkusuz değişik oranlarda. Ayrı­ca, tencerede pişirilen pilav ve çeşitli sebze ve yemekler, tavada kızartılan etler, balıklar ve patates tahminin üs­tünde yağ çekmişlerdir hazırlanırlarken. Ayrıca, süt, peynir, fındık, fıstık ve ceviz gibi birçok yiyeceklerde ve içeceklerde değişik oranlarda yağ vardır.
Kalori veya enerji sağlayan gıdaların üç ana gru­ba ayrıldıklarını ve bu gruplara ayrümalarındaki esa­sın da, gıdalar içinde her ne kadar değişik oranlarda ol­mak üzere (protein, hidrokarbon ve yağ) mevcut ise de bu bileşimde en yüksek oran hangi gruptan ise, yiye­cek veya içeceğin o gruba dahil edildiğini söylemiştik. Ne var ki yiyecek ve içeceklerin bu üç ana gruba ayrılması bilimsel açıdandır ve bileşimindeki orana göredir. Oy­sa, gerek pratik bakımdan ve gerekse halk arasında yi­yecekler ve içecekler iki ana gruba ayrılmışlardır. Bun­lar:
1) Hayvansal gıdalar ve 2) Bitkisel gıdalar, diye.
Bu ayırımda kriter veya ölçü ise şudur: Bir yiyecek ve içeceğin kökeni hayvansal ise, hayvansal gıdalar gru­buna, bitkisel ise, bitkisel gıdalar grubuna dahil edil­mişlerdir.
Diğer taraftan, bu üç ana grup yani proteinlerin, karbonhidratların ve yemeklik yağların dışında kalan, her ne kadar kalori sağlamasalar da yaşam için çok zo­runlu olan diğer iki gruba gelince: Yani vitaminler ve mineraller ne olacak? Daha Önce de belirttiğimiz gibi bu çok önemli iki grupta yer alan vitamin ve mineral çe­şitlerini yiyeceklerden ve içeceklerden almaktayız. Şu halde bunlar da hayvansal veya bitkisel kökenlidirler, işte bu bakımdan tüm yiyecekler ve içecekler «Hayvan­sal Besinler» ve «Bitkisel Besinler» diye iki gruba ay­rılmaları genel olarak kabul edilmiştir. Birçok yayın­larda ve kitaplarda bu ikili sınıflama kullanılmaktadır.
Hayvansal Gıdalarla Bitkisel Gıdalar Arasında Ne Fark Vardır?
Genel olarak, hayvansal kökenli gıdaların sindirimi nispeten daha kolaydır. Bununla beraber, bitkisel yiye­cekler de yaşam için zorunludur. Bitkisel yiyeceklerin arasında sindirimi kolay olmayan ve selüloz denilen lifli ve posa bırakan madde vardır. Ancak, buna da ihtiyaç vardır. Bunlar sindirim borusu ve özellikle kaim bar-sakların hareketleri için zorunludur. Bunların azlığı ve­ya yokluğu kabızlığa neden olur. Bu itibarla, günlük yi­yecekler arasında bir miktar posa bırakanların da bu­lunması yararlı ve çok önemlidir. Posa bırakanlar ara­sında bazı meyveleri, sebzeleri, marul, salatalık ve hı­yar gibi yiyecekleri sayabiliriz.

İŞTAH KESEN YİYECEKLER

Diyet yapmanın en zor yanı, sevdiğiniz pek çok yiyecekten vazgeçmek zorunda kalıp, üstüne bir de iştahınızla baş etmek zorunda kalmanız. Özellikle iştah kapatıcı etkisi olduğu kanıtlanan özel besinleri rejim yapmadan zayıflamak için denemenizi öneriyoruz. Bu besinlerin vücut üzerindeki etkileri, içeriklerindeki bazı maddeler

Karbonhidratlar: Kepek, buğday gibi tahıl ürünlerinde, sebze ve meyvelerde bulunur. İçeriğindeki lifler, sindirim sistemini harekete geçirir. Özellikle kompleks karbonhidratlar insanı tok tutar.

Triptofan: Vücutta serotonin oluşmasında ve hücrelere taşınmasında önemli bir görev alır. Serotonin de iştah hissini azaltır. Özellikle muz, avokado, yulaf ve peynirde bulunur.

Krom: Vücuttaki insülin dengesini korur. Kan şekerinin düşmesi açlığa yol açar. Krom ihtiyacınızı karşılamak için fındık, ceviz gibi kabuklu yemişler, brokoli ve tahıl ürünleri yiyebilirsiniz.

Albümin: Can sıkıntısını giderir ve iştahı kapatır. Bu protein, triptofan oluşturarak beyne taşır ve serotonin üretimini artırır. Bezelye, fıstık ve fasulyede bulunur.

Fruktoz: Meyvelerden elde edilen doğal şekerdir. Kan şekeri dengesini kesinlikle etkilemez. Ayrıca yemek sonrası tatlı ihtiyacı duymanızı engeller. Çilek ve bal, fruktozun ana kaynağıdır.

İyot: Tiroit hormonlarının yapımı için gereklidir. Açlık duygusunun gelişmesini engeller. Balık, iyotlu tuz ve soğan, iyot açısından oldukça zengindir.

Tok tutan öneriler

·Karnabaharı ve brokoliyi hafifçe haşlayıp yoğurtla tatlandırın. Bu karışım lif açısından zengin olduğundan, sizi uzun süre tok tutar.

·Salatalığı iyice yıkayın ve kabuklarıyla birlikte ince dilimler halinde kesip üzerine bol bol dereotu serpin. Kalorisi yok denilecek kadar az olan bu sebze oldukça tok tutucudur.

·250 gr mor eriği biraz tarçınla haşlayın. Bu meyve fruktoz açısından oldukça zengin olmakla birlikte tatlı ihtiyacınızı da karşılayacaktır.

·200 gr ananası incecik doğrayın ve süzgeçten geçirin. İçine 100 gr kefir ve taze nane ekleyin. Ananasın içindeki enzimler, protein sindirimini hızlandırdığından oldukça doyurucudur.

 ve görevleri şöyle sıralanıyor:Öğünler arasında acıktığınızda kuru erik yiyin. Kuru erik kan şekerinin düşmesini engeller. Ancak fazla abartmayın. Bir kuru erikte 8 kalori var.

·Bir demet maydanozu blendırdan geçirip sebze suyuyla karıştırın. Bir iki damla acı biber sosu ekleyin ve için. Bu içecek yağ yakımını kolaylaştırır.

·Kırmızı elmayı ince dilimler halinde kesip 1 çay kaşığı kıyılmış ceviz ve yarım çay kaşığı yonca balıyla karıştırın. Bu karışım hem doyurucudur hem de bağırsakları çalıştırır.

·Kahvaltıda armudu rendeleyin ve yulafa katın. Bu karışıma biraz da yoğurt ekleyin. Armudun içeriğindeki fruktoz uzun süre açlık hissetmemenizi sağlar.

·Günü canlı geçirmek için kendinize yulaf ezmesi hazırlayıp içine kuru meyveler katın. Bu, karbonhidrat ihtiyacınızı karşılayacaktır.

·Portakal ve 50 gr ıspanak yaprağından oluşan bir salata hazırlayın. Salatayı 50 gr yağsız yoğurt, bir tutam tuz ve karabiberden oluşan bir sosla tatlandırın.

Ananas
Ananasta, bromelain adlı protein sindirici bir enzim bulunur. Bromelain sindirimi kolaylaştırır, vücudun su tutmasını azaltır, iltihapları giderir, Aşırı trombosit yapışkanlığını önlediği için doğal bir kan incelticidir. Ancak bromelainin kan inceltici ilaçlarla beraber kullanılması tavsiye edilmez. Bazı kişilerde alerjik reaksiyonlar oluşturabilir veya kalp hızını yükseltebilir.

BEBEKLERDE CİLT BAKIMININ ÖNEMMİ

Bebeğin giysilerini deterjan ile yıkamayın. Sabun tozlarını tercih edin. Bol suyla durulayıp mümkün oldukça güneşte kurutun ve mutlaka ütüleyin.


* Sık sık altını değiştirerek cildin idrar ve dışkı ile uzun süre temasını önleyin. Yeni doğan döneminde bebeğin gece altını değiştirmeme, böylece uykusunu bölmeyip buna alıştırmamak gibi, bebeğin bakımına yardımcı olan yaşlıların genç annelere önerdikleri, tembellik kokan yaklaşımlar vardır.

6-8 saat gibi uzun süre idrar veya dışkı ile temas eden cilt ileri derecede kızarmakta, cildin yapısal özelliğine göre bazı bebeklerde yer yer çatlayarak kanamakta, üzerine binen bakteri ve mantarlarla her idrar değdiğinde bebek canı çok yanarak uzun süre ağlamaktadır. Bu tip pişiklerin tedavisi uzun süre almaktadır.

Bebeğin altı her 2-3 saatte bir değiştirilmeli, her seferinde ılık suyla yıkanarak kurulanmalı, kısa süre altı açık bırakılıp havalandırılmalı, iyice kuruduğu görüldükten sonra bebek yağı ince bir tabaka şeklinde sürülüp kapatılmalıdır.


* Sürtünme tahrişi genellikle koltuk altları, kasıklar gibi boğumlu bölgelerde bez, dar giysi, havlarını döken giysiler ve terle artmaktadır. Bebekleri giydirirken, kendi giysi katımıza bir kat daha ekleyerek giydirmeliyiz. Kendimizden bir kat eksiltiyorsak, bebeğimizden de bir kat çıkarmayı unutmamalıyız. Kabaca biz evde atlet tipi giysilerle gezerken, bebeği battaniyeye sarmamalıyız.


* Sıcak ve kuru ortamlar ve rüzgar ciltte gerilmeye ve buna bağlı tahrişe yol açar. Anne sütü almayan, ek gıdalara geçmiş çocuklarda günlük su gereksiniminin karşılanması, cildin doğal nemini korumakta önemlidir.


* Bebeklerin cildinde, cildi güneşe karşı koruyan ''melanin'' adlı doğal koruyucu yapılar henüz oluşmaz. Bu nedenle 1 yaşın altındaki bebeği doğrudan güneş ışığından korumalıyız. Korumada aşırıya kaçmak, bebeğin güneşin yararlı ve bebekler için gerekli D vitamini metabolizması üzerindeki etkisinden faydalanmasını önler ve bu da bebeği raşitizm denilen klinik tabloya kadar götürür.

Bu nedenle el, ayaklar ve yanaklar güneş görecek şekilde, yüksek koruma faktörlü güneş bakım ürünleri sürerek, kumsalda şemsiye altında, denizden ve kumdan yansıyan ışınlarla güneşin yaralı ışınlarından bebeği faydalandırmalıyız.

Bebeğin güneşle buluşmasında dikat edilmesi gereken önemli diğer nokta ise pencere camlarının yaralı güneş ışınlarını kırması ve D vitamini yapılması için gerekli dalga boyundaki güneş ışınının camdan geçememesidir. Pencere camı bu durumda  büyüteç özelliği gösterip bebeğin cildinde hafif yanığa neden olablir. Bu nedenle güneşlenme açık havada yapılmalıdır. 

Kaynak: Gebelik.org / Uzm. Dr. Faik Kuseyri

BEBEKLERDE CİLT BAKIMI

Bebeklerin cildi ince, duyarlı ve daha az yağlıdır. Bu yüzden tahrişlere ve mikroplara karşı direnci azdır. Tam zamanlı doğan bebeklerde cildi kaplayan mumsu madde (vernix caseosa) önemli koruyucudur. Son yıllarda birçok yenidoğan ünitelerinde  bebek hemen yıkanmamakta, böylece mumsu maddenin koruyucu tabaka özelliğinden yararlanılmaktadır.

Beklenen doğum süresi geçmiş bebeklerin cildi buruşuktur ve doğumu izleyen haftalar içinde pul pul dökülür. Bu fizyolojik, normal bir durumdur.

Doğumu izleyen ilk günlerde tıbbı önemi olmayan, anneden bebeğe geçen hormonların etkisiyle ufak sivilceye benzeyen kırmızı döküntü özellikle bebeğin yüzünde belirir ve yanlızca cildin temizliğine dikkat edilerek kısa sürede kaybolur. Ancak, yine ilk günlerde bebeğin yüz ve vücudunda ufak, kırmızı zemin üzerinde sarı baş veren döküntüler deri enfeksiyonu habercisidir.

Stafilokokus aureus denilen bir bakterinin yaptığı bu döküntü, ayırıcı tanı amacıyla mutlaka bir doktor tarafından değerlendirilmelidir.

Bebeklerin sakallı ve bıyıklı kişiler ve ıslak öpenler tarafından sık öpülmeleri ciltte tahrişe yol açar, cildin direncini düşürür ve üzerine kolaylıkla infeksiyon binmesine neden olur. Allerjiye yatkın, atopik bünyeli bebekler de tahrişten uzak tutulmalıdır. Bebek ekzemaları atopik bebeklerin en önemli sorunudur ve mutlaka uzman değerlendirmesi istemektedir

DİŞ ÇEKİMİ

 

 

 

Bir diş hemen hemen tümüyle harap olursa ya da ağızda tutulmamasmı gerektirecek veya olanaksızlaştıracak başka nedenler varsa, ağızdaki ileri zararları önlemek ereğiyle, diş hekiminin ister istemez kerpeteni eline alması gerekir. Diş çürüdüğünde mikroplar dizinin diğer dişlerine öylesine kolay geçebilirler ki, bunların da yazgısı aynı olur. Diğer tüm olasılıklar yetersiz kalınca, extraktion diş hekiminin son. çaresidir. Özellikle genç yaşlarda tek bir diş eksikliğinin bile, dişlerinyer değiştirmesi sonucunda tüm diziyi düzensiz ya­pabileceği bilinmelidir. Ayrıca herkes bilmelidir ki, diş eksikliği ya da tam dişsizlik de daha ileri olumsuzluklarla ilişkili hastalıklardır. Sağlıklı dişlerin dünyanın tüm zenginliklerinden daha değerli bir varlık olduğunu halkın anlaması gerekir. Bu nedenle dişlerin tüm yaşam boyu sağlıklı tutulması için gereken her şey yapılmalıdır. Çoğu insan bu gerçeği ancak iş işden geçtikten sonra kavrar. Artık bir kez bir ya da daha çok sayıda dişin ağızdan çıkarılmasına karar verilmişse, hastanın operasyondan korkmasına gerek yoktur. Günümüzde bilim bu ve diğer operasyonları katlanılır kılacak çok sayıda uyuşturucu maddeye sahiptir. Çoğu zaman bunlar tümüyle ağrısız uygulanırlar. Ortaçağda «diş kıranlar»  adlandırıldıktan gibi  açık pazarlarda halkın eğlenmesiyle birlikte «diş kırışın» ya da başkadeyişle «diş çekişin» kuşkulu hünerini uygularlardı. Artık bu zamanlar kesin geride kaldı. Günümüzde ise dişler kırümıyor ya da çekilmiyor, uyuşturularak dikkatlice yuvalarından dışarıya almıyor ve hem dişin hem de diş yuvasının kırıkla zedelenmemesine özen gösteriliyor. Zamanımızda diş çektirme korkusu tümüyle yersizdir. Hasta kendini güvenle uzman ellere teslim edebilir. Bugün herkes korkunç işkencelere kat­anmak zorunda olmadığının bilincindedir. Çoğu durumlarda hiçbir şey duyulmaz ve hastalar genellikle dişin çıkarıldığını da anlamazlar. Herhangi bir komplikasyonda, diş hekiminin arasıra dişi parçalar halinde çıkarması gerekir. Şaka olsun diye bazan şöyle denir: «Diş hekimi diğer insanların dişlerini çekmelidir ki, kendininkileri de çiğneyecek bir şeyler bulabilsin.» Özellikle güçlükler, eğer dişler kısmen sürmüş yada hiç sürmemişse oluşur. Böylesi dişler önemli ağrılara neden olabilirler. Bir dişin kökleri çok kıvrıksa genellikle çıkarılışında aşırı direnç gösterir. Bu çetin operasyonlar da günümüzde uyuşturularak uygulanmaktadır.

 

DİŞ ETİ HASTALIKLARI

bDişeti iltihabı (piyore) nedir?

Periodontitis ya da halk arasında bilinen adı ile 'piyore' dişleri saran kemik ve dişeti dokularinin iltihabıdır. Dişler ağız içinde görebildiğimiz kron kısmı ve çene içine gömülmüş 'kök'ten oluşmuştur. Kökler kemik için de ince lifler yardımı ile tutunmaktadır. Bunun yanında çene kemiğinin iç yüzünü saran pembe dişeti'de dişin boyun kısmına yapışır. Dişeti iltihabı sadece gözle görülen dişetini değil, kemik dokuyu da etkileyeceğinden kontrol altına alınmayan bir dişeti rahatsizlıgı sonuçta çürüksüz dişlerin sallanmasına ve çekilmesine neden olacaktır.

Dişeti iltihabı nasıl baslar?

'Dental plak' da denilen mikrop tabakasının dişler üzerinde birikmesine izin verilirse bu tabaka içinde yaşayan bakteriler tarafından üretilen zararlı maddeler dişetlerinde iltihaba yol açar. Dişeti hastalığının bu erken dönemine 'gingivitis' denir. Gingivitis aşamasi Resim 1'de görüldüğü gibi hafif kızarıklıkla kendini belli edebileceği gibi görüntü olarak daha hafifte olabilir.

Dental plak nedir?

'Dental plak' dişler üzerinde düzenli olarak biriken mikrop tabakasıdır. Bu tabaka istenmeyen 2 şeyi oluşturur.

 

Diş çürüğü
Dişeti hastalığı


Dental plak yumuşak ve renksizdir. Bu nedenle belli bir kalınlığa ulaşmadan görülemez. Yoğun olarak dişlerin araları ve dişeti-diş sınırında birikir. Bu tabakanın oluşumu engellenemez, ancak hergün düzenli dikkatli ve yeterli diş fırçalamak ile diş ve dişetlerine zarar verecek miktarda birikmesi önlenir. Diş araları gibi fırçanın ulaşamadığı bölgelerdeki plak, diş ipi ile temizlenir.

Sağlıklı dişeti nasıl görünür?

Saglıklı dişeti pembe ve dişleri sıkıca sarar durumdadır.

Dişeti hastalıklarına sık rastlanılır mı?

Evet diş çürüğünden daha sık. Neredeyse tüm erişkinler bir dereceye kadar bu hastalıktan etkilenir ve birçok vak'a da hiç çürüğü olmayan dişler sadece sallandıkları için çekilirler.

İltihaplı dişeti'nin görünümü nasıldır?

İltihaplı dişeti kırmızı ve / veya sis görünümündedir. Fırçalarken kanayabilir.

Dişeti iltihabının belirtileri nelerdir?

Dişeti rahatsızlıkları bazen fark edilemeden çok ilerlemiş olabilir. Bununla birlikte aşağıdaki belirtilerin bir ya da birkaçının birarada gözlenmesi dişeti rahatsızlığı olasılığını akla getirmektedir.

 

Ağiz kokusu
Kırmızı ve sis dişetleri
Ağızda tat bozukluğu
Dişetlerinin çekilerek diş kökünün açığa çıkması
Sallanan dişler
Zamanla eğilen ya da çarpıklaşan dişler
Dişeti kanaması (diş fırçalarken ya da kendiliğinden)


 


Dişeti iltihabı tedavi edilir mi?

Evet. Ancak tedavi iltihabın ne derece ilerlediğine bağlıdır. Sadece 'gingivitis' safhasında yapılan tedavi yüksek başarı sağlar. Tedavi süresince, diş hekiminiz dişlerinizi diş taşından arındırıp diş fırçalama tekniğinizi en iyi hale getirecektir. Bundan sonraki sorumluluk size düşmektedir. Usulüne uygun yaptığınız temizlik, dişetlerini, pembe ve sağlıklı görüntüsüne kavuşturacaktır. Ancak tedavi'ye en kısa sürede başlanması şarttır.

Ağızdaki tüm dişler iltihaptan eşit olarak etkilenir mi?

Hayır. Temiz tutulabilen dişlerin etrafında dişeti rahatsızlığı görülmez. Hastalık, genellikle temizlenmesi zor olan arka dişler ve diş aralarında gözlenir.

Dişeti iltihabı nasıl yayılır?

Zaman içinde diş yüzeyine tutunan dental plak dişeti seviyesinin altına uzanır ve iltihabı olayı yayar. Bu durum genellikle çok yavaş ilerler ve dişe destek olan kemiğin harabiyeti ile birlikte diş ile dişeti arasında, normalde çok sığ olması (1-2 mm.) gereken bir boşluk oluşumuna neden olur. Bu 'periodontal cep' İltihabın yayılması ile daha da derinleşir.

İşte 'periodontitis' dişeti hastalıgının bu dönemine verilen addır. Yıkıma uğrayan kemik miktarı arttıkça dişler artan oranda sallanmaya başlar. Dişeti ceplerinin derinleşmesi çogu zaman beraberinde dişeti apselerinin oluşumuna neden olur. Bazı durumlarda da kemiğin erimesini takiben dişeti çekilir ve kökler görünecek şekilde ortaya çıkar. İltihabın bu derece ilerlemesi genelde ağrısız oldugu için hasta, olayın farkında olmayabilir.

İlerlemiş diseti hastalığı (periodontitis) tedavisi nasil yapilir?

Tedavi size uygun diş firçalama ve dişipi kullanma tekniklerinin öğretilmesi ile başlar. Daha sonra ki basamak ise doktorunuz tarafından dişleriniz üzerindeki diştaşı ve 'dental plak'ın temizlenmesidir. Bu işlem genellikle birkaç randevu gerektirir. Tedaviniz bittikten sonra, üzerinize düşen diş ve ağız temizliğini yaparsanız dişetlerindeki kırmızılık ve sisliğin ortadan kalktıgını ve sallanan dişlerinizin çene kemiğinize daha iyi tutundugunu izleyebilirsiniz. Bazı ileri durumlarda ameliyat olmanız doktorunuz tarafından önerilebilir. Böyle bir öneri ile karşılaştıysanız detaylı bilgi almak için lütfen dişeti uzmanımız ile görüşünüz.

Dişeti ameliyatından sonra neler beklemeliyim?

Dişeti ameliyatları ve diştaşı temizliği işleminden sonra dişeti iyileşmesinin doğal sonucu olarak dişetleri bir miktar küçülürler. İşte bu nedenle bazi vak'alarda dişler uzamış gibi görünür. Tedavi öncesi hastalık ne kadar ileri ise bu küçülme miktarı o kadar fazladır. Bu durum hastaları sadece estetik olarak değil sıcak-soğuk hassasiyeti şeklinde de rahatsız eder. Bu hassasiyet zamanla kendiliğinden azalabileceği gibi yüksek flourür içeren diş macunlarının kullanılması ile de ortadan kaldırılabılır. Dişeti ameliyatlarından sonra dişler eskisine göre daha fazla sallanma gösterebilirler ancak bu 2-3 ay içinde tamamen ortadan kalkar.

Dişeti hastalığının tek sebebi 'dental plak' mıdır?

Hem evet, hem hayır. Bazi insanlarin vücut savunma mekanızması çok gelişmiştir ve dişlerini fırçalamasalar bile çok ciddi boyutta dişeti rahatsızlığına yakalanmazlar. Bazıları ise diğer her yönden çok saglıklı olsalar bile, dişeti rahatsızlığına karsı dirençleri düşüktür ve ancak çok iyi bir ağız temizliği alıskanlığı ile hastalığa karşı koyabilirler.

Dişlerimi düzenli fırçalamama rağmen neden dişeti hastalığına yakalandim?

Büyük olasılıkla fırçalamayı tam ve etkin olarak yerine getiremiyorsunuz. Çoğumuz dişler ile dişetlerinin birleştigi bölgeyi tam anlamıyla temizlemenin ne kadar zor oldugunu bilmeyiz. Bu nedenle belki de fırçalama tekniğiniz ve sürenizin bir uzman yardımı ile düzeltilmeye ihtiyacı vardır. Ayrıca diş fırçasının kıllarının dişler arasına giremeyeceği, buraların ancak diş ipi ile temizlenebileceğini hatırlamalısınız.

Tartar ile plak aynı şey midir?

Hayır. Tartar ya da bilimsel adı ile kalkülüs dental plagin değişik bir şeklidir. Tartar, tükürük içinde bulunan kalsiyum'un dental plak ile birleşip, sertleşerek dişler üzerine yapısması halidir. Tartar en sık alt ön dişlerin arka yüzeyinde birikir. Bir kez oluşması halinde tartar ancak diş hekimi ya da dişeti hastalıkları uzmanı (periodontolog) tarafından temizlenebilir. Anti-tartar özelliği olan dişmacunlari olusmuş tartarı ortadan kaldıramaz. Bir kalınlığa ulaşmadan görülemez. Yoğun olarak dişlerin araları ve dişeti-diş sınırında birikir. Bu tabakanın oluşumu engellenemez, ancak hergün düzenli, dikkatli ve yeterli diş fırçalamak ile diş ve dişetlerine zarar verecek miktarda birikmesi önlenir. Diş araları gibi fırçanın ulaşamadığı bölgelerdeki plak, diş ipi ile temizlenir.

AĞIZ KOKUSU

 

SEBEPLERİ:

  • Ağız boşluğunda yaşayan bakterilerin artıkları olan sülfürlü bileşikler kötü kokuya yol açar. Ölü ve ölmek üzere olan bakteriler sülfür bileşikleri açığa çıkarır.
  • Bakteri tabakaları ve yiyecek artıkları dilin arka tarafında birikir. Dilin yüzeyi oldukça pürüzlü bir yapıdadır ve bakterilerin yaşamasına elverişli bir özelliğe sahiptir. Büyük miktarda sülfür bileşikleri de bu alanlarda birikir.
  • Eğer diş yüzeyi temizlenmezse kısa sürede bakterilerin yaşamasına elverişli bir hal alır.
  • İleri derecede diş eti rahatsızlığına    sahip olanlarda kişinin kendi başına temizleyebilmesi pek mümkün olmayan, ulaşılamayan alanlar vardır. derin dişeti cepleri gibi böyle alanlar da kötü kokuya sebep olur.
  • Şanslıyız ki ağız boşluğundan kaynaklanan kötü kokuların tedavisi kısa sürede sonuç vermektedir ve problem halledilebilmektedir.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ (Ağız boşluğu kaynaklılarda)

  • Diş problemleriyle diğer patolojik nedenlerin tedavisini yapın. Tam bir ağız muayenesi yaptırın. Koku testleri uygulanabilir ki bu testlerle uçucu sülfür gazları ve halitosis hastalığının boyutları tespit edilir.
     
  • İleri dişeti hastalıkları ve/veya diş çürükleri tedavi edilmelidir.
     
  • Ağız enfeksiyonları yok edilmeli gömük, sorunlu dişler çekilmelidir.
     
  • İyi bir ağız hijyenine özen gösterilmeli. Dişlerin tüm yüzleri ve dil sırtı temiz tutulmalıdır. ağız enfeksiyonları tedavi edildikten sonra gargaralar ve diş macunları da yardımcı olabilir.
     
  • Ağız kuruluğuna mani olmak için gün boyu su için.
     
  • Tükürük salgısını hareketlendirin: bakteri oluşumunu önlemek için ağzın oksijenlenmesine yardımcı olur. Şekersiz sakız çiğnemek bunun en kolay yoludur. Bu arada mentollü pastillere dikkat! Kokuyu giderir gibi görünse de kuruluğa neden olur.
     
  • Su içeriği bol olan sebze (domates, kereviz, pırasa) ve meyveler (elma muhteşem bir ilaçtır) tüketin. Yiyeceklerinizin üzerine maydanoz doğrayın.
     
  • Eczanelerde satılan maydanoz yağı bazlı kapsüller alın. 
     
  • Sarımsak, soğan ve baharattan kaçının (ya da, sarımsak ve soğanı pişirerek yemeyi tercih edin). Çoğunlukla kötü sindirildiklerinden süt ürünleri de bu probleme neden olabilir.
     
  • Dilinizin üzerinde biriken bakterileri temizlemek için bir dil raspası kullanın veya fırçalama sırasında dilinizi temizleyin.
     
  • Kahve taneleri çiğneyin, portakal veya limon kabuğu emin.
     
  • Alkol ve sigarayı bırakın.


Kötü ağız kokusundan şikayet edenler bu konunun üzerine gitmelidir. çünkü basit bir müdahale ile bu probleminizden tamamen kurtulmanız mümkün olabilir. Eğer ağız ve dişlerinize yapılan müdahaleden sonra hala ağız kokusundan şikayetçi iseniz diğer sebepleri de araştırmak gerekecektir:

ÇOÇUKLARDA DİŞ SAĞLIĞI



 Çürümeleri önlemede etkili bir yöntem

Çocuk yaşlardan alınacak önlemler, bireylerin bir ömür boyu sağlıklı dişlere sahip olmalarını sağlayabiliyor. Dişhekimliğinde uygulanan fissür örtücü ise, çocukların dişlerinin çürümesini önlemek için etkili bir yöntem

Çocuklarımızın ağız ve diş sağlığına ne kadar özen gösteriyoruz? Üzerinde önemle durulması gereken bu konuda anne babaların yeterli bilgiye sahip olmamaları, okul öncesi çocuklarda diş çürüklerinin salgın hastalık gibi yayılmasına ve sağlıklı olabilecekken dişlerin tedavisi güç yaralar almasına yol açıyor. Kimi zaman yerine yenileri geleceği için süt dişlerinde meydana gelen çürükler önemsenmezken, kimi zaman diş fırçalamaya başlamaları için çocukların "henüz küçük" oldukları düşünülüyor. Oysa gerçek hiç de öyle değil.

Bebeklerin diş oluşumununun hamileliğin üçüncü ayında başladığı göz önönünde bulundurulursa, çocukluk döneminde diş bakımının ne kadar önemli olduğu daha da iyi anlaşılıyor. Peki anne ve babalar, çocukların bir hayat boyu sağlıklı dişlere sahip olmalarını sağlamak için ne yapmalılar? Öncelikle çocukların kemikleriyle birlikte dişlerinin de güçlenmesi için kalsiyum açısından zengin gıdalar almaları gerekiyor. Bu besinlerin başında, süt ve süt ürünleri, taze meyveler ve yerfıstığı geliyor.

Sağlıklı dişler için vazgeçilmez unsurlardan biri elbette düzenli diş fırçalama alışkanlığı. Çocukların çok erken yaşlarda günde en az iki kez dişlerini fırçalamaya özendirilmeleri gerekiyor. Burada önemli olan, çocuğun yaşına ve ağız yapısına uygun boyutlarda ve yumuşaklıkta diş fırçası seçmek.

Bebeklerin bir yaşından itibaren düzenli aralıklarla diş doktorunun kontrolünden geçmesi, olası çürüklerin büyümeden önlenmesi için en iyi yol. Üç yaşından itibarense, çocukların dişlerinin diş doktoru tarafından altı ayda bir temizlenmesi gerekiyor.

Süt dişlerinin yerine gelen asıl dişler gelişimini tamamladığında, çürüklerden korunmak için fissür örtücü uygulamasına başvurulabilir. 6-12 yaş arası çocuklara uygulanan fissür örtücü koruyucu diş hekimliğinde etkili bir yöntem. Fissür örtücü uygulamasının mantığı, dişlerde diş fırçası kıllarının girmemesi nedeni ile temizlenemeyen derin fissür ve çukurcukların kapatılmasına dayanıyor. Bu uygulamanın gerçekleştirilebilmesi için asıl dişlerin çıkmasının üzerinden dört yıl geçmesi, yani gelişimini tamamlamış olması ve dişlerde çürük bulunmaması gerekiyor.

.



Çocuk yaşlardan alınacak önlemler, bireylerin bir ömür boyu sağlıklı dişlere sahip olmalarını sağlayabiliyor. Dişhekimliğinde uygulanan fissür örtücü ise, çocukların dişlerinin çürümesini önlemek için etkili bir yöntem

Çocuklarımızın ağız ve diş sağlığına ne kadar özen gösteriyoruz? Üzerinde önemle durulması gereken bu konuda anne babaların yeterli bilgiye sahip olmamaları, okul öncesi çocuklarda diş çürüklerinin salgın hastalık gibi yayılmasına ve sağlıklı olabilecekken dişlerin tedavisi güç yaralar almasına yol açıyor. Kimi zaman yerine yenileri geleceği için süt dişlerinde meydana gelen çürükler önemsenmezken, kimi zaman diş fırçalamaya başlamaları için çocukların “henüz küçük” oldukları düşünülüyor. Oysa gerçek hiç de öyle değil.

Bebeklerin diş oluşumununun hamileliğin üçüncü ayında başladığı göz önönünde bulundurulursa, çocukluk döneminde diş bakımının ne kadar önemli olduğu daha da iyi anlaşılıyor. Peki anne ve babalar, çocukların bir hayat boyu sağlıklı dişlere sahip olmalarını sağlamak için ne yapmalılar? Öncelikle çocukların kemikleriyle birlikte dişlerinin de güçlenmesi için kalsiyum açısından zengin gıdalar almaları gerekiyor. Bu besinlerin başında, süt ve süt ürünleri, taze meyveler ve yerfıstığı geliyor.

Sağlıklı dişler için vazgeçilmez unsurlardan biri elbette düzenli diş fırçalama alışkanlığı. Çocukların çok erken yaşlarda günde en az iki kez dişlerini fırçalamaya özendirilmeleri gerekiyor. Burada önemli olan, çocuğun yaşına ve ağız yapısına uygun boyutlarda ve yumuşaklıkta diş fırçası seçmek.

Bebeklerin bir yaşından itibaren düzenli aralıklarla diş doktorunun kontrolünden geçmesi, olası çürüklerin büyümeden önlenmesi için en iyi yol. Üç yaşından itibarense, çocukların dişlerinin diş doktoru tarafından altı ayda bir temizlenmesi gerekiyor.

Süt dişlerinin yerine gelen asıl dişler gelişimini tamamladığında, çürüklerden korunmak için fissür örtücü uygulamasına başvurulabilir. 6-12 yaş arası çocuklara uygulanan fissür örtücü koruyucu diş hekimliğinde etkili bir yöntem. Fissür örtücü uygulamasının mantığı, dişlerde diş fırçası kıllarının girmemesi nedeni ile temizlenemeyen derin fissür ve çukurcukların kapatılmasına dayanıyor. Bu uygulamanın gerçekleştirilebilmesi için asıl dişlerin çıkmasının üzerinden dört yıl geçmesi, yani gelişimini tamamlamış olması ve dişlerde çürük bulunmaması gerekiyor.

Fissür örtücü uygulaması, dişlerin çok erken yaşlarda korumaya alınması için etkili bir yöntem. Uygulamanın gerçekleştirildiği dişlerin altı ayda bir kontrol edilmesi ise ideal.


Çocuklar, doyasıya şeker yemenin ve düzenli diş fırçalama alışkanlığını zamanında edinmemenin bedelini, ilerleyen yaşlarda ağızlarındaki çürük dişlerle ödüyorlar.

Çürümeleri önlemede etkili bir yöntem

Çocuk yaşlardan alınacak önlemler, bireylerin bir ömür boyu sağlıklı dişlere sahip olmalarını sağlayabiliyor. Dişhekimliğinde uygulanan fissür örtücü ise, çocukların dişlerinin çürümesini önlemek için etkili bir yöntem

Çocuklarımızın ağız ve diş sağlığına ne kadar özen gösteriyoruz? Üzerinde önemle durulması gereken bu konuda anne babaların yeterli bilgiye sahip olmamaları, okul öncesi çocuklarda diş çürüklerinin salgın hastalık gibi yayılmasına ve sağlıklı olabilecekken dişlerin tedavisi güç yaralar almasına yol açıyor. Kimi zaman yerine yenileri geleceği için süt dişlerinde meydana gelen çürükler önemsenmezken, kimi zaman diş fırçalamaya başlamaları için çocukların “henüz küçük” oldukları düşünülüyor. Oysa gerçek hiç de öyle değil.

Bebeklerin diş oluşumununun hamileliğin üçüncü ayında başladığı göz önönünde bulundurulursa, çocukluk döneminde diş bakımının ne kadar önemli olduğu daha da iyi anlaşılıyor. Peki anne ve babalar, çocukların bir hayat boyu sağlıklı dişlere sahip olmalarını sağlamak için ne yapmalılar? Öncelikle çocukların kemikleriyle birlikte dişlerinin de güçlenmesi için kalsiyum açısından zengin gıdalar almaları gerekiyor. Bu besinlerin başında, süt ve süt ürünleri, taze meyveler ve yerfıstığı geliyor.

Sağlıklı dişler için vazgeçilmez unsurlardan biri elbette düzenli diş fırçalama alışkanlığı. Çocukların çok erken yaşlarda günde en az iki kez dişlerini fırçalamaya özendirilmeleri gerekiyor. Burada önemli olan, çocuğun yaşına ve ağız yapısına uygun boyutlarda ve yumuşaklıkta diş fırçası seçmek.

Bebeklerin bir yaşından itibaren düzenli aralıklarla diş doktorunun kontrolünden geçmesi, olası çürüklerin büyümeden önlenmesi için en iyi yol. Üç yaşından itibarense, çocukların dişlerinin diş doktoru tarafından altı ayda bir temizlenmesi gerekiyor.

Süt dişlerinin yerine gelen asıl dişler gelişimini tamamladığında, çürüklerden korunmak için fissür örtücü uygulamasına başvurulabilir. 6-12 yaş arası çocuklara uygulanan fissür örtücü koruyucu diş hekimliğinde etkili bir yöntem. Fissür örtücü uygulamasının mantığı, dişlerde diş fırçası kıllarının girmemesi nedeni ile temizlenemeyen derin fissür ve çukurcukların kapatılmasına dayanıyor. Bu uygulamanın gerçekleştirilebilmesi için asıl dişlerin çıkmasının üzerinden dört yıl geçmesi, yani gelişimini tamamlamış olması ve dişlerde çürük bulunmaması gerekiyor.

Fissür örtücü uygulaması, dişlerin çok erken yaşlarda korumaya alınması için etkili bir yöntem. Uygulamanın gerçekleştirildiği dişlerin altı ayda bir kontrol edilmesi ise ideal.

Kadınlarda Ağız ve Diş Sağlığı

 

Kadınların ergenlik, mensturasyon, hamilelik , emzirme ve menapoz dönemlerinde vücutlarındaki cinsiyet hormonları seviyesinde bazı dalgalanmalar olmaktadır. Bu hormonal değişiklikler doğrudan ya da dolaylı olarak ağız ve diş sağlığını etkileyebilmektedir.
 

Ergenlik çağında

Cinsiyet hormonu seviyesindeki dalgalanmalar, özellikle mensturasyon dönemlerinde, diş eti kızarıklıklarına ve dişeti kanamalarına neden olabilmektedir.  Bu dönemde ağız içerisinde herpes tipi viral lezyonlara ve ülserasyonlara sıklıkla rastlanılmaktadır.

Hamilelik döneminde

Bu dönemde kadınlarda " progesterone" ve "estrogen" hormonlarındaki değişiklikler diş eti hastalıkları riskini artırmaktadır. Bu hormonal değişiklikler ağız içerisinde hassasiyet ve diş etlerinde kızarıklık ve kanamalara neden olabilmektedir. Hasta tarafından yapılan kişisel ağız ve diş bakımı ile bu sorunların hafif olarak atlatılması sağlanabilmekle birlikte genellikle profesyonel yaklaşım gerekebilmektedir. Hamilelik sırasında oluşan uzun süreli diş eti hastalığı erken doğuma neden olabilmektedir. Hamilelik sırasında diş etlerinde oluşabilen "hamilelik tümörü" hamileliğin son döneminde ya da doğumdan sonra kendi kendine iyileşmektedir.
Bir çok hamile kadında bulantı sonucunda oluşan kusma ağız ortamındaki asiditeyi artırır. Bu asitler dişlerde erozyonlara yol açabilmektedir. Karbonatlı su ile gargara yapılarak asidin nötralize olması sağlanabilir. Eğer böyle bir uygulama olanaksız ise sadece su ile ağız çalkalanarak asidik ortamın uzaklaştırılması sağlanabilir.

Bakınız, Hamilelikte ağız ve diş  bakımı

Doğum kontrol ilaçları                                    

Bu ilaçlar içerdikleri hormonlar nedeni ile hamilelikte oluşan ağız içi değişikliklere benzer semptomların neden olurlar. Doğum kontrol haplarının uzun süreli kullanımları dişeti iltihaplarına yol açabilmektedir. Doğum kontrol ilaçlarının kullanımı "Çekim Sonrası Alveoliti"="Kuru Soket" oluşumu riskini üç kez artırır. Bu nedenle cerrahi operasyon öncesi diş hekiminin bu durumu göz önüne alması gerekmektedir.

Menapoz kadınların yaşamında oldukça önemli bir süreçtir. Bu periyot sırasında kadınlarda hormonal ve psikolojik değişiklikler olabilmektedir. Doğal olarak bu etkileşimden ağız dokuları ve dişler de paylarını almaktadır. Menapoz esnasında kadınlık hormonu "estrogen" seviyesinde ciddi bir değişiklikler olur ve "estrogen" seviyesi en az düzeye iner.

"Estrogen" aynı zamanda kalsiyumun emilmesi için gerekli olan bir maddedir. Noksanlığı kemikteki kalsiyum seviyesinin düşmesine neden olur dolayısı ile kemik erimelerine ve "osteoporez"a yol açar. Kemik erimesi vücuttaki tüm kemiklerde görülmektedir. Dişi çevreleyen kemik dokusunda oluşan erime bazen dişlerin destek dokularını yitirmelerine ve sonuçta dişlerin sallanarak kaybedilmesi ile sonuçlanabilmektedir. Menapoz döneminde yüksek oranda kalsiyuma ihtiyaçları vardır (1200 mg/gün). Günlük diyet ile bu miktarda kalsiyum alımı mümkün değildir. Bu neden ile hekim tarafından kalsiyum preparatları ile kalsiyumun emilimin arttırılması için D vitamini önerilmektedir. Menapoz nedeni ile değişen kalsiyum dengesini tekrar kurabilmek için aynı zamanda hormon terapisi de uygulanmalıdır.

Menapoz döneminde ağız ortamında oluşabilecek değişiklikler:
Menapoz sırasında kadınların ağız ortamlarında çok değişik belirtiler gözlemek mümkündür Bu belirtilerin tümü aynı anda bir kişide görülebildiği gibi biri ya da birkaçı birlikte da görülebilmektedir.

  • Ağız kuruluğu "xerostomia"
  • Ağızda hassasiyet.
  • Ağızda ağrı ya yanma hissi
  • Diş fırçalama sonrası ağızda yanma (özellikle sodium lauryl sulfates (SLS) içeren diş macunları kullanıldığından sonra) Tat alma duyusunda değişiklik.
  • Çene kemiğinde erime.

Menapoz döneminde geleneksel diş tedavilerinde özellikle dikkat edilmesi gereken bir durum yoktur.
Ancak implant uygulamalarında implantın kemik ile osteointegrasyonunun sağlanabilmesi için kemik yapımının normal olması gereklidir.